Bir zamanlar çocukların dünyasını sokaklar, parklar, okul bahçeleri, kitaplar ve arkadaşlıklar şekillendirirdi. Bugün ise bütün bunların yanında, küçük bir telefon ekranının içinde yaşayan başka bir dünya var.
Bu dünyada çocuklar öğreniyor, eğleniyor, arkadaşlık kuruyor, yeteneklerini keşfediyor. Fakat aynı zamanda hiç tanımadıkları insanların etkisine giriyor, başkalarının hayatlarıyla kendi hayatlarını karşılaştırıyor, kimi zaman zorbalığa uğruyor, kimi zaman da farkında olmadan kişisel bilgilerini paylaşıyor.
Şimdi Türkiye, sosyal medya kullanımına 15 yaş sınırı getirerek önemli bir değişimin eşiğine gelmiş durumda. Peki çocuklarımızı korumak için sosyal medyaya erişimlerini sınırlandırmak yeterli mi? Yoksa asıl sorgulamamız gereken, çocukların hayatında bu kadar etkili hâle gelen dijital dünyanın nasıl yönetildiği mi?
Haber: Nizamettin BiliciBu sorunun kolay bir cevabı yok…
Çünkü bir tarafta çocuklarının geleceği konusunda endişelenen aileler, diğer tarafta çocukları ekran başında daha uzun süre tutmaya çalışan dijital sistemler var.
Bir tarafta devletin çocukları koruma sorumluluğu, diğer tarafta çocukların bilgiye ulaşma, öğrenme, kendilerini ifade etme ve sosyal hayata katılma hakları bulunuyor.
Üstelik mesele artık yalnızca sosyal medya değil. Dijital oyunlar, yapay zekâ uygulamaları, görüntülü iletişim sistemleri ve çocukların karşısına çıkan sayısız yeni teknoloji de bu tartışmanın içinde.
Bana göre konuya yalnızca yasaklar açısından bakarsak büyük resmi göremeyiz.
Öncelikle neyin değiştiğini, neden değiştiğini, dünyada hangi yöntemlerin uygulandığını ve bugüne kadar ne tür sonuçlar alındığını anlamamız gerekiyor.
Türkiye'de Sosyal Medya Kullanımında Yeni Dönem
Türkiye'de sosyal medya konusunda önemli bir hukuki düzenleme yapıldı.
22 Nisan 2026'da kabul edilen ve 1 Mayıs 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanan 7578 sayılı Kanun ile sosyal ağ sağlayıcılarına, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmama yükümlülüğü getirildi.
Bu yükümlülüğün uygulanmasına ilişkin ayrıntılar ise Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikle belirlendi.
Yeni düzenleme 1 Kasım 2026'da yürürlüğe girecek.
Buna göre 15 yaşını doldurmamış çocuklara, düzenleme kapsamındaki sosyal ağ hizmetleri sunulamayacak.
15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış çocuklar ise sosyal medyayı tamamen yetişkinlerle aynı şartlarda kullanamayacak. Onlar için güvenlik, gizlilik ve içerik bakımından özel kurallara sahip hesaplar oluşturulacak.
Mevcut kullanıcı hesaplarının yaş doğrulama işlemleri için de 31 Mart 2027'ye kadar bir geçiş süresi tanınmış durumda.
Burada önemli bir ayrıntıyı açıklığa kavuşturalım.
Yasa, bütün internetin çocuklara kapatılması anlamına gelmiyor. Sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik bir düzenleme getiriyor. Ancak hangi uygulamaların ve hangi hizmet özelliklerinin bu kapsamda değerlendirileceği, uygulamada önem taşıyacak.
Ayrıca Meclis'te çocukların dijital ortamlarda korunması amacıyla hazırlanmış başka teklifler de var. Günlük kullanım süresi veya gece kullanımına ilişkin yeni kısıtlamalar gibi tartışılan bazı hükümler henüz kabul edilmiş düzenlemeler değil.
Dolayısıyla yürürlüğe girecek hükümlerle teklif aşamasındaki düşünceleri birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Yeni Kurallar Çocukların Sosyal Medya Kullanımını Nasıl Değiştirecek?
Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı yalnızca yaş sınırı değil.
Aslında çocuklara sunulan sosyal medya hizmetlerinin çalışma biçiminin değiştirilmesi hedefleniyor.
15–17 yaş grubundaki çocukların hesapları gizli olacak. Bu hesapları kamuya açık hâle getirme seçeneği sunulmayacak.
Takipçi listeleri diğer kullanıcılara gösterilmeyecek. Çocukların hesapları başkalarına takip önerisi olarak sunulamayacak.
Telefon rehberlerinden veya başka uygulamalardan kişi eşleştirme yapılamayacak.
Çocuklara yalnızca kendilerinin takip ettiği hesaplar mesaj gönderebilecek. Mesajlaşmalarda karşı tarafın mesajı görüp görmediğini bildiren özellik bulunmayacak.
Canlı yayın açma özelliği kullanılamayacak.
Daha da önemlisi, çocukların karşısına içerikleri sürekli ve kendiliğinden getiren sonsuz kaydırma gibi sistemler sınırlandırılacak. Çocuğun davranışları üzerinden kişiselleştirilmiş reklam ve profilleme yapılmasına izin verilmeyecek.
Bu tedbirler bize önemli bir şeyi gösteriyor.
Sorun yalnızca çocuğun sosyal medyada bulunması değil. Çocuğun orada nasıl bir sistemle karşılaştığı da sorun olarak görülüyor.
Çünkü çocuk bir videoyu izledikten sonra karşısına sürekli yeni videolar çıkaran, ilgisini çeken içerikleri arka arkaya sunan ve onu uygulamada daha uzun süre tutmaya çalışan bir düzenin içinde bulunuyor.
O hâlde şu soruyu sormak gerekiyor:
Çocuğa telefonu bırakmasını söylerken, telefonu bırakmasını zorlaştıran sistemlerin sorumluluğunu neden yeterince konuşmuyoruz?
Türkiye'deki Rakamlar Sorunun Büyüklüğünü Gösteriyor
Türkiye İstatistik Kurumunun 2024 yılı Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, sosyal medyanın çocukların hayatında ne kadar geniş yer tuttuğunu ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre 6–15 yaş grubundaki çocukların yüzde 66,1'i sosyal medya kullanıyordu.
Bu oran 6–10 yaş grubunda yüzde 53,5, 11–15 yaş grubunda ise yüzde 79'a ulaşıyordu.
Düşünelim.
Henüz ilkokul çağındaki çocukların yarısından fazlası sosyal medyayla tanışmış durumda.
Üstelik sosyal medyayı düzenli kullanan çocukların yüzde 37,1'i hafta içi, yüzde 49,5'i ise hafta sonunda günde yaklaşık iki saat veya daha fazla zaman geçiriyordu.
Aynı araştırmada çocukların bir bölümü dijital ekranlar nedeniyle daha az kitap okuduğunu, daha az ders çalıştığını veya uykusundan fedakârlık ettiğini belirtiyordu.
Bu veriler her çocuğun aynı problemi yaşadığını veya bütün olumsuzlukların tek nedeninin sosyal medya olduğunu göstermiyor.
Fakat önemli bir gerçeğe işaret ediyor.
Çocukluk çağının giderek daha büyük bir bölümü ekran karşısında geçiyor.
Burada ebeveynlere de sormamız gereken sorular var.
Çocuklarımızın hangi uygulamaları kullandığını biliyor muyuz?
Kimlerle iletişim kurduklarından haberdar mıyız?
Karşılaştıkları içerikleri birlikte değerlendiriyor muyuz?
Yoksa bazen evde sessizlik sağladığı için telefonu çocukların eline verip sonrasında neden ekran başından kalkmadıklarını mı sorguluyoruz?
Sosyal Medya Çocuklara Gerçekten Zarar Veriyor mu?
Bu soruya bütün çocukları ve bütün kullanım biçimlerini aynı kefeye koyarak cevap veremeyiz.
Sosyal medyanın riskleri gerçek.
Siber zorbalık, çocukların tehdit edilmesi, cinsel istismar girişimleri, kişisel verilerin kötüye kullanılması, dolandırıcılık, şiddet içerikleri ve zararlı davranışların özendirilmesi ciddi sorunlar.
Bir başka sorun da çocukların kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırması.
Sosyal medyada çoğu zaman insanların hayatlarının en güzel anları gösteriliyor. Kusursuz görünen yüzler, başarılı yaşamlar, lüks tüketim ve sürekli mutluluk görüntüleri gençlerin gerçek hayatı algılayışını etkileyebiliyor.
Kendi hayatını bu görüntülerle karşılaştıran bir çocuk, sahip olduklarını yetersiz görebiliyor.
Beğenilmek, takipçi kazanmak veya paylaşımına karşılık almak, bazı çocuklar için giderek daha önemli bir onaylanma aracına dönüşebiliyor.
Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa Bölge Ofisi tarafından açıklanan araştırmada, ergenlerde sorunlu sosyal medya kullanımının 2018'de yüzde 7 düzeyindeyken 2022'de yüzde 11'e yükseldiği bildirildi.
Buradaki sorunlu kullanım, yalnızca sosyal medyaya girilmesi değil; kullanımı kontrol etmekte zorlanma ve bunun günlük hayatta olumsuz sonuçlar doğurması gibi davranışları içeriyor.
Ancak önemli bir bilimsel ayrımı korumalıyız.
Sosyal medya kullanan her çocuk bağımlı değildir.
Her yoğun kullanım ruhsal bir soruna yol açmaz.
Aynı şekilde depresyon, yalnızlık veya dikkat sorunları yaşayan her çocuğun durumunu yalnızca sosyal medyaya bağlamak da doğru değildir.
Çocuğun aile ortamı, arkadaş ilişkileri, eğitim koşulları, kişilik özellikleri ve yaşadığı güçlükler bu süreçte rol oynayabilir.
Bilimsel araştırmaların bir bölümü sosyal medya kullanımıyla çeşitli sorunlar arasında ilişki bulurken, her durumda doğrudan neden-sonuç bağlantısı kurmak mümkün olmuyor.
Bu nedenle hem tehlikeyi küçümsememeli hem de bilimsel olarak kanıtlanmamış sonuçları kesin gerçek gibi sunmamalıyız.
Peki Sosyal Medyanın Hiç mi Yararı Yok?
Elbette var.
Bir çocuk sosyal medya aracılığıyla yabancı dil öğrenebilir, bilimsel gelişmeleri takip edebilir, kitaplarla tanışabilir, resimlerini veya müzik çalışmalarını paylaşabilir.
Kendi çevresinde bulamadığı bir ilgi alanına ilişkin bilgiye ulaşabilir.
Başka ülkelerdeki insanların yaşamlarını, kültürlerini ve doğaya bakışlarını tanıyabilir.
Örneğin bir çocuk, daha önce hiç görmediği bir kuş türünü bir doğa belgeselinden öğrenebilir. Başka biri astronomiye, tarihe, sanata veya spora ilgi duymaya başlayabilir.
Özellikle fiziksel çevresinde yeterli sosyal imkânı olmayan bazı çocuklar için dijital dünya önemli bir öğrenme ve iletişim alanı olabilir.
OECD'nin 2025 tarihli Çocukların Dijital Çağdaki Yaşamı araştırması da dijital ortamların hem fırsatlar hem de riskler içerdiğini vurguluyor.
Bu nedenle sosyal medyayı bütünüyle iyi veya bütünüyle kötü olarak tanımlamak, meseleyi açıklamakta yetersiz kalıyor.
Asıl mesele, çocukların hangi içeriklere, hangi koşullarda ve hangi güvenlik önlemleriyle eriştiği.
Bir çocuk saatlerce zararlı içerikler arasında kaybolurken, başka bir çocuk aynı teknolojiden yararlanarak yeni bir beceri kazanabilir. Bu iki deneyimi aynı kelimeyle anlatmak kolaydır; fakat sonuçlarını aynı kabul etmek doğru değildir.
Dünyada Neler Yapılıyor?
Türkiye bu tartışmayı yaşayan tek ülke değil.
Birçok ülke çocukların dijital güvenliğini sağlamak için farklı yöntemler geliştiriyor.
Bazıları yaş sınırını öne çıkarıyor. Bazıları çocuklara sunulan hizmetlerin özelliklerini değiştiriyor. Bazılarıysa ebeveyn kontrolü, dijital eğitim ve platform sorumluluğunu birlikte ele alıyor.
Avustralya: 16 Yaş Sınırının İlk Sonuçları
Avustralya, 10 Aralık 2025'te yürürlüğe giren düzenlemeyle belirli sosyal medya platformlarının 16 yaşından küçük kullanıcıların hesap sahibi olmasını önlemek için gerekli tedbirleri almasını zorunlu hâle getirdi.
Facebook, Instagram, TikTok, Snapchat, YouTube ve çeşitli diğer hizmetler bu düzenleme kapsamında değerlendiriliyor.
Sistemde temel sorumluluk çocuklara ceza vermekten çok platformların yükümlülüklerini yerine getirmesine dayanıyor.
Peki sonuç ne oldu?
Avustralya'nın resmî çevrim içi güvenlik kurumu eSafety tarafından Temmuz 2026'da açıklanan ilk değerlendirmede, 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabına sahip olma oranının yüzde 52,4'ten yüzde 42,1'e gerilediği bildirildi.
Bu, hesap sahipliğinde ölçülebilir bir düşüş olduğunu gösteriyor.
Ancak aynı değerlendirmede, hesap sahibi olsun veya olmasın sosyal medya platformlarını kullananların oranı yüzde 85,9'dan yüzde 81,5'e gerilemişti.
Yani hesapların azalması, sosyal medya kullanımının aynı ölçüde ortadan kalkması anlamına gelmedi.
Dahası, bazı çocukların hesaplarını kullanmaya devam ettiği, platformların yaş kontrollerinin yeterince etkili olmamasının bunda önemli rol oynadığı belirtildi.
Bir başka dikkat çekici bulgu da çocukların sosyal medyaya erişimlerinin sona ermesinin, her durumda ailelerin çocuklarının dijital faaliyetlerinden daha fazla haberdar olmasını sağlamamasıydı.
Bütün bunlar bize ne söylüyor?
Yasak bir etki oluşturabilir. Ancak yasağın varlığı ile hedeflenen toplumsal sonucun gerçekleşmesi aynı şey değildir.
Avustralya'daki çalışmalar henüz erken dönem sonuçlarıdır. Düzenlemenin uzun vadede başarılı veya başarısız olduğuna karar vermek için daha kapsamlı değerlendirmelere ihtiyaç var.
Fakat şimdiden önemli bir ders çıkarabiliriz.
Çocukların hesaplarını kapatmak, onları sosyal medyanın bütün etkilerinden otomatik olarak uzaklaştırmıyor.
Avrupa Birliği: Güvenli Tasarım ve Kademeli Erişim
Avrupa Birliği'nin mevcut Dijital Hizmetler Yasası, çevrim içi platformlara çocukların güvenliğini koruma konusunda yükümlülükler getiriyor.
Çocukların kişisel verilerine dayalı hedefli reklamların sınırlandırılması, risklerin azaltılması ve platform tasarımının denetlenmesi bu yaklaşımın önemli parçaları.
Avrupa Komisyonu, 17 Eylül 2026'da EU KIDS Act adıyla yeni bir teklif de sundu.
Teklifte 13 yaş altındaki çocuklara sosyal medya erişimi verilmemesi, 13–14 yaş grubunun ebeveyn yönetimindeki sınırlı hesapları kullanabilmesi ve 15 yaşından itibaren daha bağımsız hesaplara geçilebilmesi öngörülüyor.
Sınırlı hesaplar için günlük bir saatlik kullanım yaklaşımı da teklifin unsurları arasında.
Ancak bu teklif henüz kabul edilmiş bir Avrupa Birliği kanunu değil.
Bu modelin dikkat çekici yönü, çocukların yaşları büyüdükçe dijital dünyaya kademeli biçimde katılabilmelerine odaklanması.
Bir başka ifadeyle çocuk, belirli bir doğum gününe kadar tamamen dışarıda bırakılıp ertesi gün bütün risklerle tek başına karşı karşıya bırakılmıyor.
Birleşik Krallık: Yasakla Birlikte Eğitim ve Aile Desteği
Birleşik Krallık da 16 yaş altına yönelik sosyal medya erişim kısıtlamaları hazırlıyor.
Ancak Ekim 2026 itibarıyla bu planın tümü yürürlüğe girmiş değil.
Hükümetin 2026 yılında açıkladığı yaklaşımda, 16–17 yaş grubuna gece kullanım kısıtlamaları, bildirimlerin sessize alınması ve kişiselleştirilmiş içerik akışlarının varsayılan olarak kapatılması gibi önlemler öngörülüyor.
Dikkatimi çeken asıl nokta ise şu:
İngiltere'de konu yalnızca yasaklar üzerinden tartışılmıyor.
Ailelere rehberlik, çocukların dijital becerilerinin geliştirilmesi, okullarda eğitim ve çocuklar için çevrim dışı sosyal olanakların artırılması da çalışmaların içinde yer alıyor.
Spor, sanat, müzik, gönüllülük ve sosyal faaliyetler çocukların dijital yaşamını dengeleyecek alanlar olarak görülüyor.
Bence bu yaklaşım üzerinde özellikle düşünmeliyiz.
Çünkü ekran başında geçirdiği zamanı azaltmasını istediğimiz bir çocuğa, ekran dışında nasıl bir hayat sunduğumuz da önemlidir.
ABD: Teknolojinin Özelliklerine Yönelik Düzenlemeler
Amerika Birleşik Devletleri'nde ise tek tip bir ulusal sosyal medya yaş sınırından çok, eyaletlere göre değişen düzenlemeler ve hukuki tartışmalar bulunuyor.
Bazı yaklaşımlar ebeveyn iznini, bazıları kişisel verilerin korunmasını, bazıları da sonsuz kaydırma ve kişiselleştirilmiş öneriler gibi özelliklerin sınırlandırılmasını öne çıkarıyor.
Bu düzenlemelerin bir kısmı mahkemelerde tartışılıyor.
ABD örneği, aynı hedefe farklı yollardan ulaşılmaya çalışıldığını gösteriyor.
Dünyada henüz herkesin üzerinde uzlaştığı tek bir model bulunmuyor.
Çocukların Haklarını da Unutmamalıyız
Burada çoğu zaman gözden kaçırdığımız önemli bir konu var.
Çocukların korunma hakkı kadar, öğrenme ve kendilerini ifade etme hakkı da bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin dijital ortama ilişkin 25 No.lu Genel Yorumu, çocukların haklarının çevrim içi dünyada da geçerli olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Çocuğun güvenliği önemlidir.
Ancak bilgiye erişimi, mahremiyeti, görüşlerini açıklayabilmesi ve dijital hayata anlamlı şekilde katılabilmesi de önemlidir.
Bu iki yaklaşımı birbirinin karşısına koymak zorunda değiliz.
Doğru soru şudur:
Çocuğun güvenliğini artırırken haklarını en az sınırlayan ve gelişimini en fazla destekleyen yöntemi nasıl geliştirebiliriz?
Örneğin 14 yaşındaki bir çocuğun sosyal medyada karşılaştığı tehlikelerden korunması gerekir.
Fakat aynı çocuğun eğitim amaçlı videolara, güvenilir bilimsel kaynaklara veya yararlı dijital topluluklara erişebilmesi de önem taşır.
Burada platformları, içerik türlerini ve iletişim özelliklerini birbirinden ayırabilen bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Yalnızca yaş sınırı üzerinden yürüyen bir yaklaşım, bütün çocukların aynı ihtiyaçlara sahip olduğunu varsayma riski taşır.
Oysa çocuklar da birbirinden farklıdır.
Yaş Doğrulama: Güvenlik mi, Yeni Bir Mahremiyet Sorunu mu?
Türkiye'de uygulamaya geçecek sistemin önemli özelliklerinden biri, yaş doğrulamasının e-Devlet üzerinden oluşturulan belirteçle yapılacak olması.
Bu belirtecin sosyal medya şirketlerine kişinin kimlik bilgilerini değil, yalnızca 15 ve 18 yaş eşiklerini geçip geçmediği bilgisini aktarması öngörülüyor.
Bu, kişisel verileri korumaya yönelik önemli bir tercih.
Çünkü sosyal medya platformlarının kullanıcıların kimlik belgelerine veya gereksiz kişisel bilgilerine erişmesi, yeni güvenlik sorunları yaratabilir.
Ancak uygulamanın teknik ayrıntıları da önemli.
Yaş doğrulama kayıtları nasıl korunacak?
Bir kullanıcının farklı platformlardaki doğrulama işlemleri birbirleriyle ilişkilendirilebilecek mi?
Yanlış yaş belirleme durumunda hesap nasıl geri açılacak?
Dijital hizmetlere erişmekte zorlanan aileler için hangi kolaylıklar sağlanacak?
Yurt dışında yaşayan veya Türkiye'de geçici bulunan kullanıcılar açısından sistem nasıl işleyecek?
Bu soruların tamamını baştan cevaplamak mümkün değil.
Yönetmelik bazı güvenceler getiriyor; ayrıca teknik uygulamaya ilişkin rehber hazırlanmasını öngörüyor.
Benim görüşüm açık:
Çocukları korumak için geliştirilen bir sistem, çocukların ve yetişkinlerin kişisel verilerini gereğinden fazla toplama aracına dönüşmemelidir.
Güvenliği artırırken mahremiyeti de koruyabilmeliyiz.
Yanlışlıkla Kapatılan Hesaplar Ne Olacak?
Yeni düzenlemede itiraz mekanizmasının bulunması önemli bir güvence.
Yaş doğrulama sonucuna, hesabın askıya alınmasına veya kapatılmasına itiraz edilebilecek.
İtirazların yalnızca otomatik sistemlerle sonuçlandırılması yeterli görülmüyor; anlamlı bir insan incelemesi gerekiyor.
Bence bunun önemi küçümsenmemeli.
Çünkü otomatik sistemler hata yapabilir.
Bir gencin yaşı yanlış sınıflandırılabilir. Meşru bir hesap yanlışlıkla kapatılabilir. Bir kullanıcı güvenlik kontrolü nedeniyle kendi içeriklerine erişemeyebilir.
Bu durumda hızlı, anlaşılır ve ücretsiz bir başvuru yolu bulunmalıdır.
Üstelik yalnızca başvuru hakkının tanınması yetmez.
Kaç başvuru yapıldığı, bunların ne kadar sürede sonuçlandığı ve hatalı kararların ne ölçüde düzeltildiği de kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Bir düzenlemenin adil olması, yalnızca doğru kararlar verebilmesine değil, yanlış kararlarını düzeltebilmesine de bağlıdır.
Ailelerin Sorumluluğu Nerede Başlıyor?
Sosyal medya düzenlemesi konusunda üzerinde en çok durulması gereken konulardan biri de ailelerin rolü.
Yeni sistem ebeveynlere kullanım süresini izleme, sınırlama, ücretli işlemleri kontrol etme ve çeşitli hesap ayarlarını yönetme imkânları sağlıyor.
Bunlar yararlı araçlar olabilir.
Ancak ebeveynlik yalnızca teknik denetim değildir.
Çocuğun telefonunu kontrol etmekle onun dijital dünyasını anlamak aynı şey değil.
Bir çocuğun bütün mesajlarını okumak, her hareketini izlemek veya sürekli hesap sormak aile içinde güven sorunları oluşturabilir.
Diğer taraftan çocuğun internette neyle karşılaştığını hiç bilmemek de ciddi bir ihmale dönüşebilir.
Doğru dengeyi kurmak gerekiyor.
Çocuk, çevrim içi ortamda rahatsız edici bir durum yaşadığında ailesine çekinmeden anlatabilmeli.
Bir yabancı tarafından tehdit edildiğinde, görüntüsü izinsiz paylaşıldığında veya siber zorbalığa uğradığında cezalandırılmaktan korkmamalı.
Anne babanın ilk tepkisi yalnızca telefonu elinden almak olursa çocuk bir sonraki sorununu gizlemeyi tercih edebilir.
Bu nedenle ebeveyn kontrolünün temelinde güvene dayalı iletişim bulunmalı.
Çocuklarımıza yalnızca neyin yasak olduğunu değil, neden tehlikeli olduğunu da anlatmalıyız.
Daha da önemlisi, yetişkinlerin kendi dijital alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olması gerekiyor.
Bütün akşam telefonuna bakan bir yetişkinin, çocuğundan sürekli kitap okumasını istemesi ne kadar etkili olabilir?
Sosyal Medya Şirketlerinin Sorumluluğunu Kim Sorgulayacak?
Bana göre bu tartışmanın merkezinde bulunması gereken konulardan biri, teknoloji şirketlerinin çalışma ve kazanç modelleridir.
Sosyal medya platformları, çok büyük ölçüde kullanıcıların dikkatini çekmek ve platformdaki etkileşimi artırmak üzerine kurulmuş sistemler kullanıyor.
Kullanıcının ilgisini ölçüyor, hangi içerikte daha fazla zaman geçirdiğini öğreniyor ve buna göre yeni içerikler öneriyorlar.
Bu sistemlerin tamamını aynı şekilde değerlendirmek doğru değil.
Kişiselleştirilmiş öneriler bazen yararlı bilgilere ulaşmayı kolaylaştırabilir.
Fakat kullanım süresini sürekli artırmaya yönelik tasarımlar, özellikle çocuklar açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler, takipçi sayıları ve beğeni göstergeleri, bazı kullanıcıların platformdan uzaklaşmasını zorlaştırabilir.
Çocuklarımızdan kendi iradelerini kullanmalarını bekliyoruz.
Peki çocukların dikkatini sürekli üzerinde tutmak için geliştirilen bu sistemlerin sınırları ne olacak?
Bir şirketin ticari başarısı ile çocuğun sağlıklı gelişimi çatıştığında hangi değer öncelikli olacak?
Sosyal medya şirketleri yalnızca kullanıcı sayılarından ve reklam gelirlerinden değil, sundukları ortamın sonuçlarından da sorumluluk taşımalıdır.
Çocuğun ekran başında ne kadar kaldığını sorgularken, onu orada tutmak için neler yapıldığını da sorgulamak zorundayız.
Bence yeni düzenlemenin en değerli yönlerinden biri, bu sorumluluğu yalnızca ailelere bırakmamasıdır.
Ancak yükümlülüklerin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, düzenli ve bağımsız denetimlerle ortaya konulmalıdır.
Yasaklar Çocukları Daha Gizli Alanlara Yöneltebilir mi?
Böyle bir ihtimal bulunuyor.
Bir çocuk kullandığı platforma artık kendi hesabıyla erişemediğinde, başka birinin hesabını kullanmayı deneyebilir.
Yaşını olduğundan büyük gösterebilir.
Daha az bilinen veya denetimi daha zayıf dijital uygulamalara yönelebilir.
Ya da sosyal medyayı kullanmayı sürdürürken bunu ailesinden gizleyebilir.
Bu ihtimaller düzenlemenin gereksiz olduğu anlamına gelmez.
Ancak yasakların istenmeyen sonuçlarının da izlenmesi gerektiğini gösterir.
Avustralya'nın ilk uygulama verileri bu açıdan öğretici.
Çünkü çocukların hesap sahipliğinde düşüş yaşanmasına rağmen sosyal medya kullanımının bütünüyle sona ermediği görülüyor.
Burada asıl hedef, çocukları yalnızca bir uygulamadan uzaklaştırmak olmamalı.
Dijital ortamın tamamındaki riskleri azaltmak olmalı.
Aksi takdirde bir platformda erişim azalırken başka bir platformda tehlikeli davranışların artması mümkün olabilir.
Bu nedenle düzenleme sonrasında hangi uygulamaların daha fazla kullanılmaya başlandığı, çocukların güvenlik algısının nasıl değiştiği ve ailelerin çocukların internet kullanımından ne ölçüde haberdar olduğu araştırılmalıdır.
Çocuklar Sosyal Medyadan Uzaklaşınca Ne Yapacak?
İşte üzerinde yeterince düşünmediğimizi düşündüğüm sorulardan biri de bu.
Bir çocuğun günlük sosyal medya kullanımını sınırlandırmak isteyebiliriz.
Peki boşalan zamanı nasıl değerlendirmesini bekliyoruz?
Mahallesinde güvenli bir oyun alanı var mı?
Spor yapabileceği tesislere ulaşabiliyor mu?
Müzik, resim, tiyatro veya bilim etkinliklerine katılabiliyor mu?
Arkadaşlarıyla güvenli biçimde bir araya gelebileceği ortamlar bulunuyor mu?
Kütüphaneye, kültür merkezine veya bir gençlik kulübüne erişebiliyor mu?
Çocuğun ekran dışında anlamlı ve ulaşılabilir bir hayatı yoksa yalnızca yasak koymak beklediğimiz sonucu vermeyebilir.
Üstelik ailelerin ekonomik koşulları da birbirinden farklı.
Bir aile çocuğunu çeşitli kurslara, spora ve sanata yönlendirebilirken başka bir aile aynı imkânlara sahip olmayabilir.
Bu nedenle çocukların dijital yaşamını düzenleme politikaları, sosyal imkânların güçlendirilmesiyle birlikte yürütülmeli.
Belediyelerin, okulların, gençlik merkezlerinin, kütüphanelerin ve sivil toplum kuruluşlarının burada önemli görevleri var.
Çocuklara yalnızca ekranı bırakmalarını değil, ekranın dışında keşfedebilecekleri bir hayat da sunmalıyız.
Eğitim Sistemi Bu Değişime Hazır mı?
Dijital dünyayı yalnızca yasaklarla yönetmeye çalışmanın önemli eksiklerinden biri, çocukların dijital okuryazarlık becerilerini yeterince geliştirememesidir.
Bugün bir çocuk yalnızca internette karşılaştığı bir haberi okumuyor.
Aynı zamanda yapay zekâyla hazırlanmış bir görüntü, değiştirilmiş bir video, sahte bir uzman açıklaması veya kasıtlı olarak yayılan yanlış bilgiyle de karşılaşabiliyor.
Bunları ayırt edebilmek için eğitime ihtiyaç var.
Çocuklara güvenilir bilgi kaynaklarını nasıl değerlendirecekleri öğretilmeli.
Kişisel verilerin neden korunması gerektiği anlatılmalı.
Siber zorbalık, dolandırıcılık ve yabancılarla iletişim konusunda bilinç kazandırılmalı.
Sosyal medyada gördükleri her içeriğin gerçek olmadığını anlamaları sağlanmalı.
Üstelik bu eğitim yalnızca çocuklara verilmemeli.
Anne babaların ve öğretmenlerin de dijital gelişmeleri takip edebilmesi gerekiyor.
Bugün yapay zekâ uygulamalarını yeterince tanımayan bir yetişkinin, çocuğunun karşılaştığı yeni riskleri değerlendirmesi kolay değil.
Okullarda telefon kullanımını sınırlamak ile çocuklara sağlıklı dijital alışkanlıklar kazandırmak farklı işlerdir.
Birincisi belirli bir ortamda dikkati korumaya yardımcı olabilir.
İkincisi ise çocuğu hayatı boyunca karşılaşacağı dijital sorunlara hazırlamayı amaçlar.
Bize her ikisini de düşünmek düşüyor.
Yapay Zekâ: Sosyal Medyadan Sonraki Büyük Sınav
Teknoloji çok hızlı değişiyor.
Bugün sosyal medyada yaş sınırını konuşurken, çocukların yapay zekâ sistemleriyle kurduğu ilişkiler giderek daha önemli hâle geliyor.
Artık bazı dijital uygulamalar yalnızca soruları cevaplamıyor.
Kullanıcıyla uzun süre sohbet edebiliyor, kişisel konularda görüş bildirebiliyor ve bir arkadaş gibi iletişim kurabiliyor.
Bu teknolojilerin eğitim, öğrenme ve üretkenlik açısından önemli fırsatları bulunuyor.
Ancak çocuklar açısından yeni riskler de ortaya çıkabilir.
Bir çocuk, yapay zekâ sisteminin söylediklerini gerçek bir insanın güvenilir tavsiyesi gibi algılayabilir.
Kişisel sorunlarını veya mahrem bilgilerini paylaşabilir.
Gerçek arkadaşlıkların yerine sürekli erişilebilir bir dijital ilişki koymaya başlayabilir.
Bazı yapay zekâ hizmetlerinin uygunsuz içerik üretmesi veya yaşa uygun olmayan yönlendirmelerde bulunması da ayrı bir güvenlik konusu.
Avrupa Birliği'nin yeni teklifinde yapay zekâ sohbet sistemlerinin ve dijital arkadaşlık hizmetlerinin de değerlendirilmesi tesadüf değil.
Çünkü sorun artık yalnızca sosyal medyada geçirilen süre değil.
Çocukların teknolojiyle nasıl ilişki kurduğu da önem kazanıyor.
Bence Türkiye'nin dijital çocuk güvenliği politikası yalnızca bugünün sosyal medya uygulamalarını değil, geleceğin teknolojilerini de kapsayabilecek esneklikte olmalı.
Aksi takdirde sürekli değişen teknolojinin gerisinden gelen düzenlemeler yapmak zorunda kalabiliriz.
Bir De Çocukların Görüşlerini Dinleyelim
Çocuklarla ilgili önemli kararlar alıyoruz.
Ama acaba bu kararları hazırlarken çocukların ne düşündüğünü yeterince soruyor muyuz?
Onları en çok hangi içerikler rahatsız ediyor?
Sosyal medyada neyi seviyorlar?
Hangi durumlarda kendilerini güvensiz hissediyorlar?
Ailelerinden ve öğretmenlerinden nasıl bir destek bekliyorlar?
Bir uygulama yasaklandığında gerçekten daha güvende hissediyorlar mı?
Yoksa arkadaş çevrelerinden uzaklaştıklarını mı düşünüyorlar?
Birleşik Krallık'ta yapılan geniş katılımlı çalışmalar, ebeveynlerle çocukların sosyal medya yasakları konusunda farklı görüşlere sahip olabildiğini ortaya koydu.
Bu şaşırtıcı değil.
Çünkü yetişkinler çoğu zaman tehlikeleri ön planda görürken, çocuklar arkadaşlıklarını, iletişimlerini ve kendilerini ifade edebildikleri alanları düşünüyor.
Elbette bir çocuğun her talebinin kabul edilmesi gerekmez.
Ancak onun görüşünü dinlemek, ihtiyaçlarını anlamak ve alınan kararın nedenlerini açıklamak gerekir.
Çocukların geleceği hakkında karar verirken çocukları yalnızca korunacak kişiler olarak değil, düşünceleri dinlenmesi gereken bireyler olarak da görmeliyiz.
Bu Düzenlemenin Başarılı Olduğunu Nasıl Anlayacağız?
Bence en önemli sorulardan biri de budur.
Düzenleme başladıktan sonra kaç hesabın kapatıldığını açıklamak mümkün olacak.
Ancak yalnızca hesap sayısına bakarak çocukların daha güvende olduğunu söyleyemeyiz.
Gerçek başarıyı ölçmek için çok daha kapsamlı verilere ihtiyacımız var.
Örneğin çocukların sosyal medyada geçirdikleri süre gerçekten azalıyor mu?
Siber zorbalık ve istismar şikâyetlerinde değişiklik yaşanıyor mu?
Uyku düzenleri, okul başarıları ve sosyal ilişkileri nasıl etkileniyor?
Çocuklar ekran dışında daha fazla spor, sanat ve sosyal faaliyete katılabiliyor mu?
Yasaklanan platformlardan daha az denetlenen uygulamalara geçiş oluyor mu?
Aileler çocuklarının dijital dünyası hakkında daha fazla bilgi sahibi olabiliyor mu?
Yanlışlıkla kapatılan hesaplar ne kadar sürede geri açılıyor?
Kişisel verilerin korunmasında yeni sorunlar ortaya çıkıyor mu?
Bu soruların cevapları yalnızca kamu kurumlarının değerlendirmelerine bırakılmamalı.
Üniversiteler, bağımsız araştırmacılar, çocuk gelişimi uzmanları ve ilgili sivil toplum kuruluşları da sürecin etkilerini inceleyebilmeli.
Üstelik araştırmalar yalnızca düzenleme sonrasında yapılmamalı.
Yürürlük öncesi verilerle karşılaştırma imkânı oluşturulmalı.
Aksi takdirde çocukların yaşamında görülen olumlu veya olumsuz değişikliklerin gerçekten bu düzenlemeden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlayamayız.
Bence kamuoyunun güvenini sağlayacak en önemli adımlardan biri, uygulama sonuçlarının düzenli ve şeffaf biçimde paylaşılması olacaktır.
Devlet, Aile, Okul ve Teknoloji Şirketleri Aynı Sorumluluğu Paylaşmalı
Konunun bütün yönlerini değerlendirdiğimizde tek bir sorumlu belirlemek mümkün değil.
Devletin görevi, çocukları koruyan ve haklarını gözeten kuralları oluşturmak, bunları adil biçimde uygulamak ve denetlemek.
Teknoloji şirketlerinin görevi, çocukları gereksiz risklere açık hâle getirmeyen sistemler tasarlamak, kişisel verileri korumak ve ticari çıkarlarını çocukların güvenliğinin önüne koymamak.
Ailelerin görevi, çocuklarıyla güvene dayalı iletişim kurmak, onların yaşlarına uygun sınırlar belirlemek ve kendi davranışlarıyla örnek olmak.
Okulların görevi, çocuklara yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojiyi sorgulamayı da öğretmek.
Yerel yönetimler ve toplumun diğer kurumları ise çocukların dijital yaşamı dengeleyebilecek spor, sanat, kültür ve sosyal gelişim olanaklarına ulaşmasını desteklemeli.
Çocukların da yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde sorumluluk almayı öğrenmeleri gerekiyor.
Bütün bu görevler birbirinden bağımsız değil.
Bir alandaki eksiklik diğer alanların çabasını zayıflatabilir.
Bu nedenle çocukların dijital güvenliği yalnızca bir bakanlığın, bir ailenin veya bir teknoloji şirketinin meselesi olarak görülemez.
Toplumun ortak sorumluluğudur.
Ben Nasıl Bir Sosyal Medya Düzeni İsterim?
Çocuklarımızın zararlı içeriklerden, istismardan, zorbalıktan ve kişisel verilerinin kötüye kullanılmasından korunmasını isterim.
Bu nedenle yaşa uygun sınırların bulunmasını gerekli görüyorum.
Ancak bu sınırların tek başına yeterli olduğunu düşünmüyorum.
Ben çocukların dijital dünyaya yaşlarına ve gelişimlerine uygun biçimde, kademeli olarak hazırlanabildiği bir sistem isterim.
Çocukların kişisel bilgilerinin ticari kazanç için gereksiz yere kullanılmadığı, onları sürekli ekranda tutmaya çalışan tasarımların sınırlandırıldığı bir ortam isterim.
Ailelerin yalnızca kontrol eden değil, rehberlik eden bir konumda bulunmasını isterim.
Çocukların kendilerine zarar veren içeriklerden korunurken güvenilir bilgiye, sanata, bilime ve eğitime ulaşabilmesini isterim.
Bir çocuğun teknoloji kullanmadığı zamanlarda da mutlu olabileceği, arkadaşlarıyla buluşabileceği, spor yapabileceği, kitap okuyabileceği ve doğayla ilişki kurabileceği yaşam alanlarının çoğalmasını isterim.
Ve en önemlisi, alınan kararların sonuçlarının bilimsel araştırmalarla ölçülmesini, yanlışların görüldüğünde düzeltilmesini isterim.
Çünkü çocukları korumak adına yapılan her düzenleme, gerçekten çocukların yararına sonuçlar üretmek zorundadır.
Asıl Mesele Yasaklamak Değil, Güvenli Bir Gelecek Kurmak
Türkiye'nin sosyal medyada 15 yaş sınırına ilişkin düzenlemesi önemli bir değişimin başlangıcı olabilir.
Ancak bunun ne ölçüde başarılı olacağını bugünden kesin olarak söyleyemeyiz.
Dünyadaki örnekler, yaş sınırlarının belirli etkiler oluşturabildiğini fakat çocukların dijital dünyayla ilişkisini tek başına yeniden şekillendirmediğini gösteriyor.
Bu nedenle yeni düzenlemeyi ne bütün sorunları çözecek mucizevi bir adım olarak görmeli ne de çocukların korunması için getirilen tedbirleri peşinen değersiz saymalıyız.
Mesele bundan daha kapsamlı.
Çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden korurken teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanmalarını da sağlamamız gerekiyor.
Bir yanda güvenlik, diğer yanda özgürlük varmış gibi düşünmek zorunda değiliz.
Doğru tasarlanmış bir sistemde her ikisi de gözetilebilir.
Yasak koymak bazen gerekli olabilir. Fakat yasakla birlikte eğitim, denetim, aile desteği, güvenli teknoloji tasarımı ve sosyal yaşam olanakları geliştirilmezse beklediğimiz dönüşüm gerçekleşmeyebilir.
Bugün çocuklarımıza bir ekranı kapatmayı öğretiyoruz.
Peki ekranı kapattıklarında karşılarında nasıl bir dünya bulacaklar?
Doğayı tanıyabilecekleri, arkadaşlarıyla güven içinde oynayabilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri, sorular sorabilecekleri ve kendilerini değerli hissedebilecekleri bir dünya mı?
Yoksa onları yeniden aynı ekrana yöneltecek kadar yalnız ve imkânsız bırakılmış bir hayat mı?
İşte benim asıl üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm mesele bu.
Çocukların dijital hayatına sınır koyarken, onların gerçek hayatını da zenginleştirmek zorundayız.
Çünkü çocukları korumak, onları yalnızca tehlikelerden uzak tutmak değildir.
Aynı zamanda sağlıklı düşünebilen, doğruyla yanlışı ayırt edebilen, kendine güvenen, başkalarının haklarına saygı duyan ve teknolojiyi bilinçli biçimde kullanabilen bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olmaktır.
Sonuçta asıl sorumuz yalnızca çocukların sosyal medyaya kaç yaşında gireceği olmamalı. Onları nasıl bir dijital dünyaya hazırladığımızı da sorgulamalıyız.
Ve unutmayalım:
Çocukları korumanın en doğru yolu, yalnızca onların önüne sınır koymak değil, o sınırın ötesindeki dünyayı da güvenli, adil ve yaşanabilir hâle getirmektir.
Kaynaklar
- Türkiye Büyük Millet Meclisi: 7578 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 22 Nisan 2026.
Atlasİncele
- T.C. Resmî Gazete: 1 Mayıs 2026, Sayı 33240; 7578 sayılı Kanun.
- T.C. Resmî Gazete – Siber Güvenlik Başkanlığı: Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik, 10 Ekim 2026, Sayı 33396.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi: Dijital Ortamda Çocuk ve Gençlerin Korunmasına Dair Kanun Teklifi, Esas No. 2/3913, 2 Ekim 2026; komisyon kayıtları.
- Türkiye İstatistik Kurumu: Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2024.
- Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi: Teens, Screens and Mental Health, 25 Eylül 2024; Health Behaviour in School-aged Children araştırma sonuçları.
- OECD: How's Life for Children in the Digital Age?, 15 Mayıs 2025.
- Avustralya eSafety Commissioner: Early Days, Early Insights: Understanding Experiences of Social Media Age Restrictions at the Three-Month Follow-Up, 31 Temmuz 2026.
- Avustralya Federal Mevzuat Kaydı: Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Act 2024.
- Avrupa Komisyonu: EU KIDS Act: Helping Children Navigate a Safer Online World, 17 Eylül 2026.
- Avrupa Birliği: Digital Services Act – Çevrim İçi Platformlarda Küçüklerin Korunmasına İlişkin Hükümler.
- Birleşik Krallık Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığı: Growing Up in the Online World – Government Response, Temmuz 2026.
- Birleşik Krallık Hükûmeti: New Social Media Curfews and Crackdown on Addictive Features, 15 Temmuz 2026.
- Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi: General Comment No. 25 – Children's Rights in Relation to the Digital Environment, 2021.
- UNICEF: Drawing a Line in Digital Spaces – Age-Based Restriction of Social Media, 2025–2026.
- UNICEF Türkiye: Dijital Ortamlarda Çocuk Hakları ile İlgili Genel Yorum No. 25, Türkçe bilgilendirme yayını, 2024.
Haber: İstanbul Gündem Gazetesi








